Bir Avuç Gökyüzü (Benim Hikayelerim II) - Manuş Baba

Tekrar Çal

Gelelim sana.. Hiç bu kadar susmak istememiştim. Bizim mevzular belliydi de kafamız karışıktı işte biraz. Kendi düşmanına kıyamadığın da dostuna hainlik üzerine konuşmaktan da caymalı insan demişti Sarı hatun. Yani san ki omuz omuza yürür uzun uzadıya böyle yollar da yan yana akar süzülür gider ya yani demem o ki oğlum Mehmet aynı otobüsteyiz belki ama yanyana koltuklarda da değiliz artık seninle . Niye be abi dedi. vay çok kar yağdı değil mi Mehmet dedim. Ne oldu çok kar yağdıysa abi dedi. Bilal abi de çay dememişti kahvenin ortasında ki sobanın üzerine de astığı beyaz mendillerden sobanin kor ateşine sular damlıyordu. ateş ve su diyorum Mehmet sence hangisi daha güçlüdür ? Su abi dedi. neden dedim. ateşi dedi söndürür abi dedi. ya ateş çok büyükse Mehmet dedim. o zaman ateş çok güçlüdür abi dedi. Peki sen hangisinin Mehmet? Durdu böyle kafasını çevirdi kahvenin böyle buğulanmış camının önünde elleri ceplerinde toplanan işçileri izliyorduk o gün kamyonlar birer birer gelip hepsini alıp uzaklara böyle çok uzaklara gidiyorlardı ne bileyim san ki dönmeyecekmiş gibiydi herkes dönmeyecekmiş gibi de terkediyordu herkes birer birer buraları.. yani herkes gitmek istiyordu lakin istedikleri yere varabiliyorlarmiydi insanlar? ne bileyim bana gelince de bense izliyorum sadece kaldığım durduğum olduğum yerden yani. Aklım ve bilincim böyle henüz buraları toptan terketmek için yeterince vazgeçme sebebim olmadığını diretiyordu bana ne bileyim herkes böyle çıkar yola da bedenini değil önce kendini yola çıkarmayı kalbini götürmeyi bilmeli insan. yani şu arada bir son yazıyorum kendime nasıl biteceğine karar veremiyorum sadece. yüzyıl sürüyor san ki o geceler. böyle uyku ile uyanıklık arasında yarım yamalak o korkunç düşüncelerimi toplamaya çalışırken farkındaydım da artık her şeyim gizli böyle derin büyük bi kaybetme korkusuyla uyanmasını bekliyordum . Her şeyi konuşacaktım . gecesinde sarhoş yatmışız böyle dünü unutkanligiyla böyle kan çanağı gözleriyle bana baktı tüm gücüyle avcundaki mektuba tutundu bakma dedi sana artık güvenemiyorum dedim.. endişeli ve ürkek çıplaklığını saklamaya çalışıyordu,dudağını ısırdı kırmızı rujunun izleriyle böyle dolu yatakta saçılmış böyle nar gibi paramparçaydik ikimiz de.. hata yaptın dedi. sen hata yapmıyorsun be biricik dedim suç benim bi kere affettim seni ve daha sonra her defasında affetmek zorunda kaldım .. Beni öper misin dedi. derin bir nefes aldım geçmiyor biricik artık öpünce de dedim.. sen böyle biri değildin dedi.. ne sandın güzelim beni bu hale getiren Senin gibi düşünmemi , senin gibi hareket etmeme neden olan sensin.. Seni sevemiyorum artık. yüzünü eğdi.. o gün evden birlikte çıkmışız peşimden geliyordu böyle yavaş yavaş sokağın sonuna saptım bir daha da o eve birlikte dönemedik. Bilal abi yeni demlediği çaydan koydu getirdi iki tane masaya. o günde Mehmet ile sözleşmişiz Mehmet e Asiye yi istemeye gidecektik o gün gecesine konuşmuş kahve de buluşacaktik köseli ayakkabılarını yeni boyadıgı belliydi böyle çiçeğine kurdele bağlamış tatlıcı hacı remzinin pastanesinden asiye nin en sevdiği tatlıyı alıp gelmişti Mehmet . abi dedi ne oldu dedi. böyle yutkunum kim oğlum senin düşmanın Bir düşün bakalım dedim anam dedi asiye yi bir türlü sevemedi dedi. İnsan anasına düşman olur mu lan dedim hiç. ateş dedi abi yüzüne döndüm buldum su dedi. durdu düşündü kim abi dedi benim düşmanım varsa bilelim ona göre şeklimizi belliyelim dedi Mehmet. ateş de su da sensin oğlum Mehmet sen kendine düşmansın.. yüreğini, aklını kaptırmışsın deli bir rüzgara.. hangi yana savruldugunun farkında değilsin.. senin ki sevda değil oğlum çaresizlik.. kendi kişiliğine olanca diretmislikte böyle mahalle de orada burada sahip olamadıklarınla, gördüklerinle,karşılaştırmayi bırak artık.. böyle mahallenin havalısı asiye için takmışsın ince bir kravat çekmişsin köseleleri üzerine iyi oturmamış bir gömlek giyip çıkmışsın anacığının sıcacık evinden çıkıp bana anamdir diyorsun düşmanım. boynunu eğdi ve elleri titriyordu, çayını yudumladı durup dururken böyle bazen insan hatırlar ya hani boyle unutmak ister ama yine de hatırlar İlyas da öyleydi yani gidecek yeri olmayan yolu uzun kederi de derin olurmuş bizim İlyas da o gün sabah kahveyi açtıktan sonra dellenmis gideceğim diye tutturmuş Bilal abi de ikna edememiş İlyas ı yazahaneden biletini almış valinizinide sokağın ortasına fırlatıp s*kt*r ol git demiş İlyas a bizim ki iyice dellenip yağan karın altında it gibi titreyerek böyle kaç saat beklemiş öyle.. kahvenin karşısındaki kendisini alacak otobüsü beklerken direğe asılı bir kayıp köpek ilanı görmüş İlyas.. Terzi Kamuran in şeker adında ki köpeğini bulana bilmem kaç para ödül varmış ödül yazısını görünce İlyas çıldırmış böyle aklı yer gök arasında gidip gelmiş küçücük bir çocuğa dönüvermiş İlyas valizi olduğu yere bırakmış terzi Kamuran in köpeğinin peşine düşmüş… tanıyordu da zaten İlyas şeker i.. Daha önceleri Kamuran Şeker ı gezdirmesi için İlyas a para verirmiş mahalleyi dört dönüp bulmayinca umudunu kesmiş bizim ki yorulmuş valizinin başına dönmüş valizin arkasına bir an da beliren şeker ı farkedince böyle uzanıp yakalamak istemiş böyle tam atlayacak,yakalayacakken kahveye doğru kacirvermis şeker . İlyas da peşinden böyle can havliyle adımını attığı an bir şey carpivermis İlyas a , yere devrilmiş bizim koca İlyas. Bilal abi yakalamış şekeri Terzi Kamuran böyle mahalleliyi toplamış şekerin başına şekerin bulunmasına sevinirken bizim İlyas da asfalt üzerinde yatıyormus öyle yalnız öyle sakin öyle titriyormus İlyas . bakışları böyle göğü deliyormus san ki İlyas in.. Derin,uzun bir o kadar da sonsuz bir uykuya dalmış İlyas . Bilal abi gitmiş gazete kağıtlarıyla örtmüş İlyas in üstünü sonradan da öğrendik işte Bilal abiden meğer bizim İlyas a beklediği otobüs çarpmış.. Ya ne bileyim işte öyle her şey Herhangi bir zaman diliminde , herhangi bir kelime ile anlatabilmek her zaman için mümkün olmuyor yani kelime kullanmak böyle insanlığın en büyük zaafı olduğu gibi kelime kullanmadan da kendini anlatabilmek başka bir çaresi yolu yok insanın.. Mehmet de durumun farkındaydı ne demek istediğiminde.. asiye seni sevmiyor oğlum dedim.. seviyordur be abi dedi.. asiye seni istemiyor oğlum dedim… istiyordur be abi dedi.. sevmiyor da istemiyor da mehmet dedim böyle sandalyeyi tüm öfkesi ile ittirip ayağa kalktı asiye beni seviyordur da istiyordur da abi diye bağırdı.. Sesi titriyordu sustu bütün şehir,bütün kahve, herkes.. böyle derin bir sessizlik oldu. kahvenin ortasında ki o sobanın üstüne damlayan sulardan çınlayan her ses yarası basvermis Mehmet in ciğerini sızlatıyordu.. kor ateşe düşen bir vücut gibiydi damlalar.. lan oğlum sevse seni kına gecesine 9 elbise mi isterdi bu kız dedim… acı bir gülümseme belirdi yüzünde, kolumu açtım böyle sarıldı.. böyle içten yani.. dışarı çıktık.. o kadar uzun sürdü ki kış artık böyle hava buz kesmişti.. it gibi titriyorduk.. hacı Remziye gittik Mehmet in aldığı tatlıyı geri verdik aldığımız para ile de bir paket cigara bir de hayalini kurduğumuz lahmacun fırını içinde bir piyango bileti aldık.. Mehmet dedi ordan bakarsın bize çıkar abi dedi o zaman açar mıyız lahmacun fırınını.. açarız be oğlum dedim tabi.. hem de 5 tabela üzerine siverekli Mehmet in lahmacun fırınını bile yazarız dedim.. Ya ne bileyim işte böyle acılar alisilamayacaginin fikrinde duruşunda yürüyüşünde bir şeyleri değiştirmesi gerektiğinin farkındaydı artık mehmet de için için hissettiği gizli acı böyle bir yığın düşüncenin arasında pisliğin hayatın tam ortasında orta yerinde yani.. nasıl yapacaktı ? nasıl öğrenecekti bunu Mehmet ? mecbur yani düşe,kalka,ezilerek, korkarak ama asla vazgecmeyerek.. çiçekler mi? anasına götürdü Mehmet..